Koruyamadığımız Çocuklarımız

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’mız birçok sosyal hizmeti yönetiyor. Yaşlılar, kadınlar, dezavantajlı gruplar bu bakanlığın gündeminde yer alır.

Çocuk hizmetleri de bir genel müdürlük seviyesinde teşkilatlanmış bir birimidir bu bakanlığın. Aslını sorarsanız önceden “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu” olan bu birim aile bakanlığının gündem olarak da kadro olarak da temellerini oluşturur.

Aile Bakanlığı’nın en “hassas” konularından ikisi kadın ve çocuktur. Zaten aile dediğimizde bu ikisinden en az birinden söz etmiyor muyuz. Çocuk hizmetlerinin temel esprisi de devletin korumaya muhtaç çocukları alıp onları yetiştirmesi yatar. Eskiden bu hizmet sadece “yetiştirme yurtları” maifetiyle yapılıyordu. Aile Bakanlığı kurulduktan sonra “koruyucu aile” konusunda da bilinçlenme ve yaygınlaştırma çalışmaları bşalatıldı. Ayrıca “sevgi evleri” kavramı ile tanıştık. Sevgi evleri de yurt gibi geniş ve idare edilmesi daha zor büyük binalar yerine 5 çocuğun barındığı evler şeklinde yapılandırılan bir model.

Hala yetiştirme yurtları da mevcuttur. Bir taraftan da çeşitli konularda tedavi ve rehabilitasyon ihtiyacı olan çocuklar için oluşturulan “Koruma Bakım ve Rehavbilitasyon Merkezleri” vardır. Yurt olsun, sevgi evi olsun, KBRM olsun hepsinin maksadı korumaya muhtaç çocukları korumaktır. sadece korumak değil elbette bu çocukların yetişmesi, eğitim görmesi ve topluma kazandırılmasıdır temel amaç.

Bu amaçla bakım elemanları çalışır, öğretmenler çalışır bu kurumlarda. “Grup annesi” adıyla hem onların temizlik ve bakımlarını üstlenen kimseler çalışır, sosyal hizmet uzmanları vardır bu kurumların, psikologlar vardır, öğretmenler vardır bu ekibin içerisinde.

Bu şekilde devletin koruma altına aldığı ortalama 15.000 çocuk mevcuttur.

Buralarda yetişen çocuklardan sporla uğraşan ve başarılar elde edenler vardır. Manşete çıkmazlar.

Yetiştirme yurtlarında engelleri aşıp sanat eserleri ortaya koyan çocuklar olur. Manşete çıkmazlar.

Spastik olup büyük mesafe kateden ve spor veya müzikle uğraşanlar olur. haber konusu olabilir belki ama manşete çıkmazlar.

Ama bu çcouklar genellikle şiddet, madde bağımlılığı veya istismar vakaları ile gündeme gelirler. Kalıp klişe hazırdır: “Koruyamadık.” Devlet bu çocukları koruyamıyor. Kolay değildir bu hizmet. Aileden kopan, kopartılan, suça itilen, eğitimi aksayan, ailesi dağılan, mağduriyet yaşayan bu çcoukların bir birey olarak güzelce yetiştirilmesi öyle sanıldığı kadar kolay değildir.

Eksikliği görülen sevginin verilmesi,

Tüm ihtiyaçları görülürken şımartılmaması,

Geleceği dair kaybettikleri umutlarının yeniden inşa edilmesi,

Aksayan eğitimlerinin hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam ettirilmesi,

“Benden artık adam olmaz” yargısının kırılarak umut aşılanması,

Geldiği çevrenin üzerinde bıraktığı tahriflerin, tedavi ve telafi edilmesi,

Toplumumuzda zaten yükselişte olan bazı kötü alışkanlıklardan uzak tutulması,

Toplumun “farklı” bakışına rağmen, normal bir birey olduğunun hissettirilmesi hiç ama hiç kolay değildir.

Hele bunun maaş alırak, normal mesai saatlerinde yapılabilecek bir iş olmadığını bilmemiz gerekiyor. İşte bu yüzen koruyamıyoruz bu çocukları.

Aile Bakanlığımız bu zor işi başarabilmek için ANKA Çocuk Destek Programı’nı hayata geçirdi. 62 yerde Çocuk Destek merkezleri oluşturuldu. Buralarda çalışacak meslek elemanlarına programın uygulayıcı eğitimi verildi ve 1200 civarında çocuğa bu hizmet verilmeye başlandı. Bu hizmet kapsamında çcoukların her biri için ayrı bir rehabilitsayon programı uygulanıyor.

Çünkü her çocuk özeldir.