Taraf olma yaşı

Kendi kararını kendi verebilmek ve kararının sorumluluğunu taşımak reşit olmayı gerektirir. Rüşt arapça kökten gelen bir kelime olup Türkçe karşılığı “erginlik” olarak verilmektedir. Olgunluk, kemal gibi bazı kelimelerle de ifade edilir.

Bebek, çocuk, genç, delikanlı kavramlarının yıl ve yaş olarak karşılıkları coğrafyaya göre, kültüre göre bazı sapmalar gösterebilir. Zaman zaman da bu kavramları ideolojik tartışmaların ortasında buluruz.

Yasadışı örgütler şehirleri yangın yerine çevirmek için çocukları öne sürer. Sebebi yargılamada ortaya çıkacak zorluklardır. Çocuklar gözaltına alınıca da hükumet zor durumda kalacaktır. “Çocuk”lar terörist muamelesi göreceklerdir. Yani her durumda örgüt kazançlı çıkar.

Sadakatle örgütlere hizmet edecek insanları yetiştirmenin yolu da onları çocukken alıp eğitmektir.

Özellikle ergenlik döneminde duygusallık zirvededir, heyecan bütün unsurları ile bedende teyakkuz halindedir. Damarda kan en sıcak haliyle deveran eder. Bunun için “delikanlı” deriz. Bu “delikanlı” kelimesi cins ifade etmez. Hem erkek hem kız delikanlı olabilir. İdeolojik örgütler bu yaştaki insanları kullanmayı sever. Hem duygusal seviyesi yüksek yapılarından dolayı taraf olmaları ve fikri körü körüne savunmaları kolaydır. Hem bu yaşlarda edinilen tecrübeler ve hatıralar ömür boyu unutulmaz. Eskaza polisle, hukukla, mahkeme ile muhatap olduğunda artık kişi o ideolojiyi, o örgütü ömür boyu kendi kaderinin bir parçası yapar, daha bir bağlanır. Yani örgütler gençlerin kendileri için eylem yapmalarını, eylemlerde taşkınlık yapmalarını, mümkünse polise yakalanmalarını, karakollarda sorgulanmalarını, suçlanmalarını, tutuklanmalarını en derin şehevi duygularla istemektedir.

Çünkü bu durum kişinin örgüte olan sadakatini güçlendirecek ve davaya olan inancı güçlendirecektir. Hele ölümle sonuçlanan olaylarda örgüt için bir sembol, bir bayraklaşan isim ortaya çıkar ve mücadele için yeni bir gerekçe oluşur.

Bu yaş problemi zaman zaman aşkta da ortaya çıkar. İnsanın hangi yaşta aşık olabileceğine dair kitaplarda yazılı bir şey yoktur. Ama evlenmeleri için belli bir yaş kanunlara yazılmıştır. Örneğin bizim ülkemizde 18 yaş kanuni sınır olarak belirlenmiştir. 17 yaşındaki bir genç kız evlendiğinde olayı daha dramatik hale getirmek için “çocuk gelin” diye nitelenir. Oysa 10 yaşında, 12 yaşında birbirine aşık olan “çocuklar” ile karşılaştığında aynı kimseler tebessüm eder, duygusal yaklaşır, imrenir. İlkokul döneminde “kız arkadaş”, “sevgili” sahibi olmak filmlerde, dizilerde doğal ve hatta gerekli olarak lanse edilir. “Çocukluk aşkı” edebiyatta kendine yer bulur. 12 yaşında aşık olan iki kişi 6 yıl boyunca birbirine hasret mi çekecektir? Karıştırmayalım.

Bir de cinayetlerde karşımıza çıkar bu yaş problemi. Katil çocuk olunca (mesela 17 yaşında) ve cinayet siyasi veya ideolojik ise taraflar cephelerine çekilirler. Katilin çocuk olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunup kemik yaşı tesbiti istenir. Demek ki yaş dediğimzi şey çok da kesin birşey değildir. Kemik yaşı, gelişim yaşı, psikolojik yaş farklılıklar arzedebiliyor.

Çocuk askerler gelir gündemimize sonra. 15 yaşında gönüllü olarak kamplara giden, silahlı eğitim alan örgütüne bağlı gözü dönmüş dava erleri yetiştirilir. Bunları hiç düşünmeden silahın tetiğine dokunurlar. Geride korktukları, çekinecekleri hiçbir şey yoktur.

O halde rüşt yaşını nasıl tesbit edeceğiz? “Kendi rızasıyla” kaçan kızı, “kendi rızasıyla” örgüte katılan genci (çocuğu), “kendi rızasıyla” silahın tetiğine basan katili nasıl değerlendireceğiz?

İslam dini bunu bir yaşa değil biyolojik bir evreye bağlamıştır. Büluğ çağına gelen, yani ergenliğin ilk belirtisi olan ilk cünup hali ortaya çıkan kişi “mükellef” sayılır. Eğer akli melekeleri de yerinde ise ve hür ise bundan sonra kendi kararlarının sorumluluğunu üstlenecektir.