İYİ ADAMLAR ve İYİ ATLAR

65311_160176450677788_151882968173803_405577_5804489_n

Ecdad denildi mi atının sırtında bir adam geliyor aklıma. Hepsi öyle midir bilmem. Ama benim aklımda öyle canlanıyor işte. Ve o atın sırtındaki adamları iyi adamlar bilirim. Merttir onlar, yiğittir, güçlüdür.
İyi adamlar iyi atlara binip giderler. Önden giderler. İyi şeyler elde etmek için fedakarlık yapan öncülerdir onlar. Atlarını sevdikleri gibi vatanlarını da severler. Belki bir nehir kenarında durduklarında önce atlarını sularlar, terlerini silerler atların. Sonra kendileri yüzlerini yıkarlar. Hatta abdest alır, vakit çıkmadan namazlarını kılarlar.
O iyi adamlar atlarının terkisine bazen kaybolmuş bir çocuğu alıp annesine götürürler, bazen bir yaralıyı taşırlar. Heybelerinde bulunan ekmeği, hatta kırbasındaki suyu paylaşabilirler hiç tanımadıkları kimselerle. Karşılaştıkları kimseyi düşman bellemezler. Selam verirler ilkin. Selamlarına karşılık aldıklarında rahat bir nefes alırlar. Selam verip selam alandan tehlike beklemezler onlar.
Hayalimdeki o iyi adamlardan biri bir gün arkadaşları ile at sırtında seyahat ediyordu. Seyahat dediysem öyle kısa değil. Kimbilir bir haftadır, veya bir aydır at koştururlardı. Atları yorgundu, kendileri yorgundu. İleride bir çeşme başında konaklayıp biraz dinlenmek istediler. Çeşmenin başında bir heybe gördüler sahipsiz. Hem de heybenin içinde kese kese altınlar vardı. Belli ki unutulmuştu burada.
Altınlara el sürmeyi hiç düşünmediler. Hatta heybenin bir köşesindeki ekmeğe de tenezzül etmediler. Heybenin sahibine ulaştırılması gerekiyordu. Hemen kaptıkları gibi at izlerinin olduğu tarafa koşturdular. Nitekim tepeye vardıklarında uzaklarda yükselen bir toz bulutundan o tarafta bir atlı olduğunu anlamışlardı.
Öndeki atlıya kan ter içinde ulaştırdılar heybeyi. Bir yudum su bile içmeden ayrıldıkları çeşme arkalarından bakakaldı bu yiğit adamların.
İyi adamlar iyi atlara binip gittiklerinden beri biz bür türlü huzuru bulamadık.