Yalansız

ÖZÜN ÖZÜ: Yalan insanoğlunun en ciddi zayıflıklarından biridir. Yalanı insandan alın birçok suçu, birçok hukuki sorunu, birçok sosyal problemi ortadan kaldırırsınız.

ÖZET: Yalan her kötülüğün ve her suçun altyapısını oluşturur. Suçlular kurtulmak için yalana başvurmak zorundadır. Bu kadar temel bir konu olduğu halde yalanı meşrulaştıracak birçok şey yapıyoruz. Çocuk terbiyesinde yalan söylememeyi öğretebilsek erdemli bir toplumun temelini atmış oluruz. Yalansız bir dünya suçların ve kötülüklerin olmadığı bir dünya olacaktır.

***

Yalan şüphesiz insanın en ciddi zayıflıklarından birisidir. Yalan söylemeyen insanın iyi insan olduğu, dürüst kişi olduğunda neredeyse herkes hemfikirdir. Yalan söylemediğinden emin olduğumuz kimselerin kötülük yapmayacağına gönülden inanırız. Neredeyse her kötülük içinde yalanı barındırır.

Konuyu daha iyi anlamak için “yalan”ın ne olduğu konusunda anlaşmamız lazım.

Gerçeğe aykırı olarak ifade edilen her şey yalandır. Gerçeği biraz eğip bükerek anlatmak veya yansıtmak da yalandır. Bilmediğimiz bir konuda biliyormuş gibi davranarak bir şeyler söylediğimizde içinde yalan olma ihtimali yüksektir. En azından bilmediğimiz halde biliyormuş gibi davranmamız yalan söylediğimiz anlamına gelir.

Her tuzak yalan temeli üzerine inşa edilir.

Her cinayet içinde bir yalan barındırır veya sonucunda bir yalan söylenir.

Her hırsızlık, her gasp, her adi suç yalanla sonuçlanır. Suç işleyip cezadan kaçıp kurtulmak isteyen herkes yalana başvurur. Suçlunun kendini temize çıkarması için can simidi inkar edip yalan söylemektir.

Biraz daha görece yumuşak sayılabilecek tartışmalı alanlara girelim isterseniz. Entrikalar yalanla şekillenir.

Sahtekârlıklar yalanı bolca kullanarak yapılır. Kendine menfaat sağlamak için yola çıkanlar eğer ahlaki ilkelere sahip değillerse yalan en çok başvuracakları araçlardandır.

Söylediğimiz yalanın kimseye zarar verip vermemesi ne kadar önemlidir. Beyaz yalan, masum yalan diye bir tanımlama olabilir mi?

Afilli ifadelerle “politik manipülasyon”lar yalan sayılmalı mıdır? Reklam maksadıyla söylenen yalanlar, abartmalar yalan temeline dayanmıyor mu? “Dünyanın en iyi…” diye başlayan abartılı sözler ne kadar doğru olabilir ki.

Bu o kadar ilginç bir konudur ki yalanın kötü bir şey olduğunu herkes kabul eder ama herkes çok kolay yalana başvurur.

Yalan konusunda yapılmış araştırmalar da mevcuttur. Bu araştırmalar göstermiştir ki çocuklar 3 veya 4 yaşlarına kadar yalan söylemezler. Yalanın ne olduğunu da bilmezler. Sonra büyüklerden gördükçe yalan söylemeyi öğrenirler. Yalan söylemenin kendilerine bir avantaj sağladığını fark ettiğinde gittikçe artan oranda yalana başvurmaya başlarlar.

Biz büyükler bile bile göstere göstere çocuklara yalan söylemeyi öğretiriz. Aslında sıcak olmayan, o kadar da zararlı olmayan kalorifer peteğine yaklaşan çocuğa “cıısss” diyerek, yakacağını söyleyerek ona iyilik yaptığımızı sanırız. Çocukta merak duygusu zirveye çıkar. Sürekli engellediğimiz için engellediğimiz şeyi yapmaya o kadar heveslenir ve hatta hırslanır ki. Nihayet bizim olmadığımız ortamda ılık kalorifer peteğini eller. Eli ılıklığa alışınca müthiş bir şey öğrenmiştir. Demek ki birilerini bir şeylerden uzak tutmak istiyorsanız yalan söyleyebilirsiniz. Bunu öğrendiğim iyi oldu diye ellerini ovuşturur ve ömrü boyunca menfaatine uygun yalanlar söylemeye başlar. Bunu çok çeşitli örneklerle o kadar çok tekrar ederiz ki adeta beynine kazınır.

Bir şeylerden dikkatini dağıtmak için “gitti”, “kayboldu” deriz. Çok istediği şekerleri istedikçe “bitti” deriz. Çocuğun bizden habersiz o şekerleri bulması veya birkaç dakika sonra başka çocuğa vermek için bir yerlerden çıkardığımızı görmesi yalanın meşru ve iyi bir şey olduğunu öğrenmesini sağlar. Daha sonra büyüdü diye ona ahlaki normlar öğretmeye çalışmamız, yalanın kötü bir şey olduğunu söylememiz hiç ama hiç tutarlı değildir. Bunun bile bir yalan olduğunu, babası veya annesi olarak işinize geldiği için, onu kandırmak için bir yalan olarak söylemediğinizden emin değildir. Ama yalanın her zaman işe yaradığına en derin duyguları ve en güçlü muhakemesi ile inanmıştır. İçinize sorun, hepiniz buna gönülden inanmıyor musunuz? Eğer kimseye görünmeden bir şey yaparsanız suçlanmayacağınızı düşünüyor musunuz? Doğrusunu kimse bilmiyorsa yalan söylediğinizde bir menfaat elde edeceğinizi kabul ediyor musunuz?

Yalanı çocukluğun daha ilk devrelerinde bilmeyerek çocuklara evire çevire öğretiriz. Çocuğu avutmak için “hemen geleceğim” diyerek çocuğunu kreşe bırakıp akşam oradan alan anne ne yaptı dersiniz? Hem yalan söyledi hem de yalanın meşru olduğunu çocuğun beynine en travmatik hatıra ile birlikte kazıdı. Yıllar sonra annesine markete gidiyorum diyerek sevdiği çocukla kaçıp uzaklara gidince annesinin ona öğrettiğini yapmaktan başka bir şey yapmamıştır.

Aslında sorunun temelinde yatan şey yalan söylemenin kişiye avantaj sağlaması yatmaktadır. Yalan söyleyerek bir cezadan veya acıdan kurtulabiliyorsanız yalan söylersiniz. Bir menfaat ve ödül elde edeceğini biliyorsanız yalan söylersiniz. Dilenci bile sizden bir ekmek parası alabilmek için yalan söyler: “üç gündür boğazımdan bir şey geçmedi” der. Sabah yediği simidi hatırlatırsanız o sayılmaz.

Kimi zaman da toplum bazı ifadeleri kanıksar hale gelmiş veya sadece abartı olarak nitelendirir hale gelmiştir. Yukarıdaki örnekte dilencinin üç gündür bir şey yemediğini kabulleniriz. Simidin bu genellemeyi çürütmeyeceğini kabul ederiz. Veya bu kadarcık bir abartmayı yalan saymadığımız olur.

Büyürüz ve politikacılar meydanlarda söylediklerinin gerçek olduğuna bizi ikna etmeye çalışırlar. Çoğunun gerçek olmadığını, verilen vaatlerin bir kısmının yerine getirilmeyeceğini biliriz. Bunu bilmemiz ve kabullenmemiz yalanı en üst düzeyde meşrulaştırır. Desteklediğimiz liderin yalanlarını ve gerçekleşmeyen vaatlerini kitlesel olarak savunarak yalanı meşrulaştırırız. Bu herhangi bir zamanda her birimizin muhatabına yalan söylemesini de şartları bahane göstererek meşrulaştırır.

“Ne yapsaydı, yalan söylemese ve hapse girse çocukları perişan olacaktı.”

“Başka çaresi kalmadığı için yalana başvurdu.”

“Ancak yalan söyleyerek canını kurtardı.”

Bütün bu bahane ifadeleri konuşula konuşula, küçük büyük birçok olayda yalan malzeme kullanıla kullanıla etrafımızda yalanlarla sarılmış bir dünya oluşturduk.

İddiaların yalan hatta iddianamelerin yalan olduğunu gördük; hukuka olan güven çöktü.

Vaadlerin yalan, sözlerin yalan olduğunu gördük; siyasete ve devlete olan güven çöktü.

Belgeler yalan, beyanların yalan olduğunu gördük; birbirimize güvenimizi kaybettik.

Din adamlarının sözlerini etkili kılmak için uydurdukları hikayeler veya abarttıkları detaylar dine ve ahlaka olan güveni sarstı.

Yalan yaygınlaştıkça, adalete olan güven olmayınca, devlet ve siyaset kaypaklaşınca, insanlar arası güven olmayınca, ahlak ortadan kalkınca geriye insanlıktan ne kalır ki?

Hele internet imkanlarını kullanarak her türlü yalanı ve iftirayı tüm dünyaya yaymak kolaylaştığı için basit hırslar yüzünden bilgi kirleniyor, gerçek ortadan kayboluyor. Reklam ve menfaat endişeleri dolayısıyla hastalıklara ve ilaçlara bile güveni kaybettik.

Bu güvensizlik ortamı nihayet dünyayı kasıp kavuran (yada öyle sandığımız) Covid-19 salgınının bile bir yalan olduğu iddialarının ortada dolaşmasına sebep oluyor. Hastalıktan kurtulmanın çaresi olarak sunulan aşılar üzerinden anlatılan komplo teorileri hepimizi dehşete düşürüyor. Bununla da kalmıyor içimize bir kurt düşürüyor. İnsanoğlunun her caniliği yapabileceğini biliyoruz.

Her suçun altyapısını oluşturan şey yalandır ve yalan temelleri üzerine her türlü canilik inşa edilebilir. Yalansız bir dünya için daha çok heveslenmeli ve gayret göstermeliyiz.

 

23 Temmuz 2021 Cuma

2 yorumlar

  1. Teşekkürler

  2. Sevgili Feyzeddin, yazını okudum. Yalanı, bir çok kötülüğün sebebi olarak ele almışsın. Kanımca yalan, kötülüklerin sebebinden ziyade sonucudur. Insan, yaptığı hataları güya berteraf etmek ve o hata ve günahları örtmenin sonucu olarak yalan söyler diye düşünüyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.