Taş Binada Adalet

ÖZÜN ÖZÜ: Sütunları sabit, duvarları yüzyıllarca yerinde duran ve herkesin aynı kapıdan girip aynı yerde durduğu, hiçbir yere dayanmadan ve korkmadan konuştuğu bir adalet binası olmalı.

ÖZET: Hem sosyal hayatın hem ahlakın temellerinden birisi adalettir. Sadece kanun ve ceza sistemi değil insanların içinde adalet anlayışı yerleşmiş olmalıdır. Adalete güvenmeli, adalete inanmalı ve adaleti ayakta tutmak için çaba göstermelidir.

***

Adalet hemen her medeniyetin temel bileşenidir. İnsan söz konusu olduğunda sosyal hayat akla gelir. İnsan sosyal bir varlıktır ve topluluk içinde yaşar. Topluluk içinde olmak da haklar ve sınırların olmasını gerekli kılar. Doğuştan gelen haklar olduğu gibi sonradan kazanılan haklar da vardır. Bu hakların korunması için bir yargı ve hukuk sisteminin olması gerekir. Hukuk sistemi adaleti sağladığı sürece herkes tarafından kabul görür ve güvenilir. Ancak bazen hukuk ve yargı sistemi var olduğu halde adaletle hükmettiğine olan güven zedelendiği için sosyal ve siyasal kaos meydana gelir.

Adalet, erdemin ve dolayısıyla ahlakın da dayandığı temellerden birisidir. Ahlak teorilerinin çoğunda da adalet temel bileşenlerden biridir.

İnsanlar kendi aralarında anlaşmazlıkları ve sorunları çözmek için hukuk sistemine başvururlar. Adil bir karar verilmesini beklerler. Eğer hüküm makamının adil bir karar vereceğine olan güvenimiz tam ise mahkemeye başvururuz. Eğer bu güven yoksa kişiler kendi sorunlarını kendi yasadışı yöntemleri ile çözmeye çalışırlar. Bu durumda toplumda suç oranı artar. Çünkü herkesin çözümü kendincedir, bencilcedir ve karşı tarafı düşünmez. Oysa adalet makamı hem tarafların her birini düşünmek hem de toplumun huzurunu düşünmek zorundadır.

Kimi insanlar kanundan kaçmak, kanunun zayıf noktalarını istismar etmek için sürekli bir çaba içindedirler. Ellerindeki para gücünü, nüfuz gücünü kullanarak kanunun kendisi için kendisi lehine çalışmasını isterler. Bunun sayısız örnekleri her ülkede her gün olup bitmektedir. Modern zamanlarda sözünü ettiğimiz para ve nüfuz gücü öyle boyutlara ulaştı ki ülkelerin yönetimine müdahale edecek durumlar, darbe destekleyen kişi veya güç odakları görülebiliyor.

Bütün bunları bertaraf edebilmenin yolu adalete olan güveni sağlam tutmaktan geçer. Adaleti tesis etmek için çalışanların korkusuzca ve kimseye minnet duymadan karar vermesi gerekmektedir ki adalet dağıtabilsin. Pratikte her zaman böyle yürümüyor. Siyasi etkiler, menfaat ilişkileri adaletin yakasını maalesef bırakmıyor.

Bazen de kanunlarda yer alan çelişki ve zayıflıklar dolayısıyla komik durumlar oluşabiliyor. Örneğin bir köprü ihalesi ile ilgili açılan bir dava yasalara uygun olarak yıllarca sürebiliyor. Çünkü ilgili kurumlar, firmalar süreci uzatmak için kanunların zayıflıklarını kullanabiliyorlar ve bu arada köprüyü bitirip paralarını alabiliyorlar. Nihayet yıllar sonra mahkemeden ihalenin iptali ve hatta köprünün yıkılması kararı çıkabiliyor. Yapılmış bir eserin, herkesin faydalandığı bir eserin sözüm ona prosedürlere uygun yapılmadığı, usulsüzlük yapıldığı gerekçesi ile yıkılması ne kadar akla ve mantığa uyar oturup saatlerce konuşuruz. Bu tür örneklerin yaşanması adalet kurumlarına olan güvene ciddi zararlar vermektedir.

Adalet sadece  mahkemelerden beklenen bir şey değildir.

Her seviyede yöneticilerimizin adil davranmasını bekleriz.

İş hayatında adil bir yaklaşım ve kazancın adil paylaşımını isteriz.

Adalet duygusu aynı zamanda bir ahlak ilkesi ve adil olmak bir erdemdir. Kimseye haksızlık etmemek için titiz davranmak bu adalet duygusuna dayanır. Kişinin içinde bir adalet duygusu ve adalet anlayışının var olması gerekir.

Fırında ekmek sırası beklerken saygısızca herkesin önüne geçmek veya doktor kapısında bayılıyormuş numarası yaparak öncelikli muayene olmaya çalışmak uyanıklık değil adalet duygusunun zayıflığıdır. Bu gibi durumlarda başkalarının hakkına tecavüz ettiğimizi çocuklarımıza en etkili ve en kalıcı şekilde öğretmeliyiz.

Bu olmadığı zaman insanlar yaptıkları her uyanıklığı ballandıra ballandıra anlatırlar. Dinleyenler de iyi bir şey başarmış gibi gülerler. Böyle bir ortamda daha ciddi meselelerde adalet beklentisine girmek ne kadar tutarlı olabilir ki. Eğer adaletten söz edeceksek, hak geçmesin diye hassas davranacaksak en küçük veya en büyük fark etmeden aynı hassasiyete sahip olmalıyız.

Bir bakkalın hikayesinden söz edilir. Terazide kese kağıdı ile herhangi bir şey tartarken terazinin karşı kefesine yani külçe kilo konulan tarafa da bir kese kağıdı koyarmış. Bunu da kese kağıdının darasını almak için, tartılan şey eksik olmasın diye yaptığını söylermiş. İki kefeli o teraziler kese kağıdının ağırlığını ölçecek kadar hassas tartılar değildir. Ancak yaklaşımdaki bu hassasiyet, kimsenin gram hakkı geçmesin diye gösterilen çaba kişinin adalet duygusunu içselleştirdiği anlamına gelir ve çok değerlidir. Bu anlayışta insanların çoğalması ile toplumlar ilerleme kat edecektir.

Adalet binaları gibi kanunlar, mevzuatlar ve kanun adamları da taş gibi sabit, yüzyıllarca yıpranmayan, aşındırılamayan, herkese aynı şekilde çalışan kimseye iltimas tanımayacak şekilde olmalıdır ki güvenilen sığınaklar olsunlar.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.